Matematikle Barışı-yorum

Matematikle barış yapma zamanı..

  • Matematigi Sevdiren Adam bütün içeriğiyle www.matematigisevdirenadam.com adresine taşınmıştır.

Nisan, 2008 için Arşiv

Matematikte Ezberleri Bozuyoruz !!!

Yazan: matematiklebarisiyorum Nisan 29, 2008

MATEMATİK SANATI ( * )

Baharın gelmesiyle öğrencilerde değişik duygular yoğunlaşmaya başlar. Kimi ÖSS derdinde, kimi birinci yarıyıldaki zayıfların ikinci dönem sonunda ne olacağının… Bir de yeni aşklar, taze sevdalar var hesapta. Hem derslere çalışacak, iyi notlar alacaksın; hem de gencecik yüreğini zincire vurup sabredeceksin. Doğrusu, genç olmak zor bu devirde. Üstüne velileri eklemeye bilmem gerek var mı? Mübarekler sanki analarından doğarken her biri böyle ‘dört başı mamur’ anne veya baba olarak doğmuş! Sahi onların, “Bizim zamanımızda” diye bahsettikleri devirler niye onların gençlik ve çocukluk yıllarını kapsamıyor?

Yazının başlığına bakıp da bu konunun matematikle ve de matematiğin sanatla ne ilgisi var diye merak edebilirsiniz. Hatta, anlattıklarımın ‘bahar yelleriyle’ daha fazla ilgisi varmış gibi bile gelebilir. İsterseniz öyle deyin ama… aslolan sanat aşkı, aşkı…

Herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir konu var ki, matematik zor bir ders. Hatta en zor ders diyenler epey çoğunlukta. Gerçekten matematik zordur. Çünkü matematik güzeldir. Matematik çekicidir. Siz güzel ve çekici olup da kolay olan bir şey gördünüz mü? Matematik bir sanattır. Belki abartı gibi gelebilir ama matematik sanatların en temelidir. Bu sözler, yani matematiğin sanat olması konusu pek duyulmuş sözler değil. Bu nedenle bunları benim uydurduğumu düşünebilirsiniz. Ama bu tür düşünceler özellikle 16.yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında epey tartışılmış. Dünyanın değişik yerlerinde matematiğin bir buluş mu yoksa bir keşif mi olduğu konusunda çok derin tartışmalar yaşanırken aynı zamanda bir sanat olduğu sonucuna da varmışlar. Artık ileri matematikle uğraşanlar arasında matematiğin bir sanat olduğu konusunda herhangi bir kuşku kalmamış durumda.

Gerçekten, matematiği zor yapan etken onun sanat olması değil mi? Şimdi diyeceksiniz ki; sanat dalları matematik kadar zor değil. O halde matematiğin sanat olması onu niye bu kadar zorlaştırsın? Evet, sevgili dostlar; işte burada bizim çelişkilerimiz devreye giriyor. Çünkü bizim yaşamımızda matematik kadar mahkum olduğumuz bir sanat dalı yok. Düşünsenize, sürücü belgesi alabilmek için kaval çalmanın zorunlu olduğunu, ya da bankadan kredi çekebilmek için orada bir şarkı söylemenin gerektiğini veya evlenebilmek için bale öğrenmenin zorunlu olduğunu… Sanırım söylemek istediğimi anladınız. Bütün bu saydıklarımda sonuç alıcı hamleler yapabilmek için, bildiğimiz anlamda sanat dallarından herhangi birinde yeterlilik göstermeniz gerekmiyor. Buna karşın hepsi için de “hesap kitap” sanatının inceliklerine (az ya da çok) hakim olmanız lazım.

Biz bütün bireylerimizi bir sanat dalında yetiştirmek istiyoruz. Gerçi bu konuda gerekenleri yapıp yapmadığımız ortada ama durum bu. Aslında biz derken sadece ülkemizi kastetmiyorum, bütün dünyada böyle. Bir sanat olarak matematik de aynı şekilde, tüm dünya genelinde her alanda ilk başvuru kaynağı haline gelmiş en temel ölçüm aracı. Sanayileşmiş ülkelerde fabrikaya alınacak gece bekçilerine sorulan soruların en başında matematik sorularının olması bir rastlantı değil.

Matematik öyle bir ölçme aracı ki en son teknoloji ile üretilen yalan makinelerinden daha hassas. Hiç kimse matematik önünde yalan söyleyemez. Bu kadar iddialı bir sözü söyleyebildiğimiz için şanslı sayılırız. Çünkü tarihte matematik adına da türlü cambazlıklar yapan şarlatanlar çıkmış. Ama artık günümüzde simyacılığın yok olması gibi matematik şaklabanları da kimse tarafından ciddiye alınmıyor.

Biz konuyu bu kadar derinlere taşısak da yarın yeni bir gün başlayacak ve milyonlarca öğrencinin ilk dersleri de matematik olacak. Matematiği başaramayanlar yine kahrolacak; kimi karın bölgesinde bir ağrı hissederken kimi baş ağrısından kıvranacak. Bazıları da var ki matematikten sıfır aldıkça daha çok sırıtıp sahte karne yazdırdığı arzuhalciye göbekten bağlanacak. Bu konularda söylenecek çok söz var. Fakat çoğu bizi aşıyor. Gazetelerin pembeli-beyazlı ekonomi yorumlarına, televizyonda iktisad-i muhabbet programlarına bakıp bakıp gülmekle yetiniyoruz.

Neyse… Ben yarın ilk dersime girerken yine matematik sanatına uygun davranmaya çalışacağım. Ve öğrencilerime birer konservatuar öğrencisi gözüyle bakacağım.
Yeni bir güne
matematik sevgisi ve tutkusu ile başlama dileğiyle…

( * ) Selahattin Akgül/Matematik Öğretmeni / 02.03.2004, Gazipaşa

*************************************

Matematiği Sevdiren Adam ( Necip GÜVEN ) olarak Selahattin Akgül Hocamı bu çok güzel yazısından kutladıktan sonra ben de bir kaç kelam etmek istiyorum. Yani, yıllardır toplumumuzun üstüne genç beyinleri kitleyen bir virüs haline gelen ”matematik zordur” düşüncesini sorgulamak istiyorum.

Anlayacağınız biraz da toplumumuzda iyice kökleşmiş olan ”matematik önyargısını” çatırdatıp kökünden yıkmak, ezberleri bozmak, gelecek (bizden geçti ama ) nesillere olumsuz miras olarak bırakılmasına engel olmak istiyorum.”Bu o kadar kolay mı Hocam?” diyebilirsiniz.Ben de, evet o kadar kolay değil ama imkansız da değil derim.Zaten ”Matematikle Barışıyorum” kitabımın önsözünde de ”(Olumsuz) Ön yargılar meşe ağaçlarına benzer; eğer dallarını budarsanız daha da gür çıkarlar.Onlardan kurtulmak için kökleriyle birlikte söküp atmalıyız.” diye yazmıştım.Bu sitenin de asıl amacı zaten ”Matematik Korkusunun” dallarını budamak değil köküyle birlikte söküp tarih çöplüğüne atmaktır.Bu konuda çok kararlı ve inançlıyım.Eğer şüphesi olan varsa onunla her konuda iddiaya girebilirim.Çünkü bu konuda elimde çok güçlü deliller ve bilgiler var.Eğer çalışmalarımı bitirmeden ölürsem ( Hiç birimizin yarına sağ çıkacağımızın garantisi yok.Allaha duam o güzel günleri görecek kadar ömür vermesini diliyorum.Amin) belki o zaman iddiayı kaybedebilirim.İlk planda söylediklerim size çok saçma, desteksiz atma , patavatsızlık hatta şarlatanlık gibi gelebilir.Hatta bu çalışmalara Eskişehir’de ilk başladığımda da buna benzer tepkiler almıştım.Ama Allah’a şükür bu zorlukları aştık.Tarihte her yenilik ilk başlarda şüpheyle karşılanmıştır.Zaten bu yola ilk çıkarken bunları da göze almıştım.Kitabımı ”Eğitimci-Yazar ve çok değerli Matematik Öğretmeni Müyesser SAKA Hanımefendiye okuyup değerlendirmesi için gönderdiğimde şöyle değerlendirme yazısı göndermişti.

KOLAY GELSİN !!!

Bir gün ileti kutumda bir ileti gördüm.İleti Necip Güven öğretmenimden geliyordu. Bana “MATEMATİKLE BARIŞIYORUM” diyordu. Matematiğe gönül veren her insan beni çok heyecanlandırır. Hemen yanıt verdim. İki gün sonra “Matematikle Barışıyorum” adlı kitabı elimdeydi.

Ben Necip Güven öğretmenime artık matematiğin Donkişot’u diyorum. Bir şeylerin değişmesi için araştırıyor, soruyor, koyduğu hedeflere ulaşmaya çalışıyor.“Matematik korkusunu ortadan kaldıracağım. Herkesin Matematiği severek öğrenmesi içindir, uğraşım.Bunun için farklı yöntemler geliştireceğim, ” diyor.

Emerson “Binlerce kilometrelik yol bir tek adımla başlar” demiş. Necip Güven de bu adımı attığını heyecanla anlatıyor. Doğayı gözlüyor, insanları izliyor. Matematiği seviyor, insanların matematikle yaşadığını fark etmesini istiyor.

‘MATEMATİKLE BARIŞIYORUM” kitabında Necip GÜVEN herkesin matematikle barışmasını istiyor.Eser, uzun bir araştırmanın ürünü. Kendi gözlemlerinin dışında bir çok araştırmacının makalelerini, yazılarını ve ip uçlarını içinde saklıyor.

Necip Güven kendi kafasındaki sorulara cevap bulduğu matematikle ilgili kitapların da bir yazın eseri gibi okunması için çalışmış. İçindeki heyecanı kitabına da yansıtmış. Bu eserle ilk adımı atmış, şimdi sırada diğer adımlar var…
Yolun uzun, kolay gelsin sevgili Necip Güven….

Müyesser SAKA / ARAŞTIRMACI-YAZAR/EMEKLİ MATEMATİK ÖĞRETMENİ ”

Müyesser Hanım’ın değerlendirme yazında en çok ” Ben Necip Güven öğretmenime artık matematiğin Donkişot’u diyorum.” bölümü çok hoşuma gitmişti.Evet ben bir ”Don Kişot”um ama biraz farklı ”Don Kişot”um.Neden? Çünkü gerçek Don Kişot’un en büyük hatası ”Yel Değirmenleri”ne çok yaklaşmasıydı. Eğer yel değirmenlerine biraz mesafeli durup onların altlarını oysaydı; o yel değirmenleri kendiliklerinden yıkılıp gideceklerdi.Ben, gerçek Don Kişot’tan aldığım derslerle onlara yakamı kaptırmayacak mesafede durmaya karar verdim. İnşaallah yel değirmenleriyle yaptığımız bu onurlu savaşı kazanacağız.

Belki bu yazıyı okuyanlardan bazıları kafayı sıyırmış veya ”İnanmayın buna, bu bir şarlatandır.” diyecektir. Zaten Eskişehir’de 7 Mayıs 1999 yılında yaptığımız ”Değişim Rüzgarları” semineri ile değişimime ön ayak olan ”Oğuz SAYGIN” Hocam’a Eskişehir’de baştan ”Bu bir şarlatandır.” demişlerdi. Bilin bakalım sonra ne oldu ?Ne olacak , 4—5 yıl sonra Eskişehir’e ”Oğuz SAYGIN” hocam seminer için tekrar geldi. Seminer davetiyelerine baktığımda hayretten dilimi yutacaktım.Bu sefer ”Oğuz” Hocam’ı Eskişehir’e getirenler 4–5 yıl önce biz getirdiğimizde onun için şarlatan diyenlerdi.Kendi kendime ”Günaydın beyler!Atı alan Üsküdar’ı geçti. Ben, Oğuz ” hocamdan alacağımı 5 yıl önce aldım.” dedim.

Oğuz Hocam’ı Eskişehir’e ilk getirdiğimizde ona ”şarlatan” diyenlere ”Evet, Oğuz Hocam bir şarlatan ve ben de bunu bile bile Eskişehir’e getirdik. Yıllarca sizin ”Bu iş zor, aman o işi sen yapamazsın, geri zekalı, aptal, salak ” diyen şarlatanlarınızın arkasından gittikte ne oldu? Bundan sonra sizin şarlatanlarınızı terk ediyorum. Bana ”İnanırsan yapabilirsin. Eğer daha çok inanırsan, inanılmaz işler yapabilirsin.” diyen yeni şarlatanı dinleyeceğim.” dedim. Eğer hala o eski şarlatanları dinliyor olsaydım ”Matematikle Barışıyorum ” kitabı, ”matematigisevdirenadam.com” adlı web sitesi diye bir şey asla olmayacaktı.Yani çevresinden başka kimse”Necip GÜVEN’ diye birini tanımayacaktı.

Lafı biraz uzattım ama kusura bakmayın ,laf lafı açtı. İşi de tadında bırakalım. Çünkü benim kendi deyimimle ”İkinci doğum günüm olan (Birinci doğum günümü anneme senelerce sormama rağmen, değil günü ayını bile bilmiyor.Oğlum, eskiden köylerde takvim mi vardı.İnek, koyun, tarla ve bol bol iş vardı diyor. ) 7 Mayıs 1999 yılından bu yana düşe kalka ilerlediğim bu yolda çektiğim sıkıntıları yazsam zaten o tek başına bir kitap olur.

”Pişman mısın?” diyecek olursanız. Hayır, (1999′da yaş 44 idi) keşke kendimi daha önce keşfetseydim. Belki de böylesi daha hayırlıydı.(Orasını da en iyi Allah bilir.)

Gelelim şimdi matematiğe o meşhur soruyu tekrar soralım.”Matematik zor mu, yoksa kolay bir ders midir.”Bu soruyu Eskişehir’de ve Sivas’ta yaptığım seminerlerde programın

açılış sorusu olarak soruyordum. Sonra da o meşhur ”Nasrettin Hocamız olsaydı nasıl cevaplandırırdı? ” diye sordum.Bu arada şunu ifade edeyim.Nasrettin hocayı ben en iyi şekilde anlamaya ”Matematik” çalışmalarıyla başladığımı itiraf edeyim.Aslında Hoca bizi güldürürken düşündürmeyi amaçlamış ama biz Hoca’nın fıkralarına gülüyoruz fakat vermek istediği mesajların bir çoğunu kaçırıyoruz.Evet, kaldığımız yerden devam edelim.”Bu gün ”Nasrettin Hoca ” hayatta olsa bu soruya nasıl cevap verirdi.” sorusuna farklı tepkiler geldi. Ben de ”Kısa bir süreliğine Nasrettin Hoca’yı zaman tünelinden çağıralım mı?” dediğimde genellikle çocuklar ”Bu adam bizimle dalga mı geçiyor?” der gibi yüzüme baktıklarında ben de ”Evinizdeki televizyonlarda BATMAN, SÜPERMEN, ÖRÜMCEK ADAM filmlerinin gerçek olmadığını bildiğiniz halde gerçekmiş gibi seyretmiyor musunuz?” dediğimde ”Haklısın Hocam” diyorlar. Hemen seyirciler arasından üç çocuk çağırıp ”Nasrettin Hoca”nın fıkrasını canlandırıyoruz.Birinci çocuk bana ”Hocam , matematik çok zor bir derstir değil mi?” dediğinde ”Haklısın evladım.” diyorum. Diğer çocuk ta ”Hocam, matematik çok zevkli bir derstir değil mi?” dediğinde ona da ”Haklısın evladım.” diyorum.Üçüncü çocuk ta ” Hocam, bu nasıl iş ikisine de haklısın dedin.” diyor. Ona da ”Sen de haklısın evladım.” diyorum. Üçüncü çocuk bu defa ”Hocam, bu nasıl iş, kafam şimdi daha da karıştı , bu işin aslını bana açıklar mısın?” diyor. Ben de ”Aferin evladım, bu soruyu sorman çok iyi oldu. Yıllardır benim fıkralarımı okuyup güldünüz ama bir çoğunuz bu fıkralarda hocamız bize ne ders vermek istiyor diye düşünmediniz. İlk defa sen işin aslını öğrenmek için çok güzel bir soru sordun.

Şimdi bu konuyu daha iyi anlamanız için örneği günümüzden vereceğim. Diyelim ki matematik 100 katlı bir gökdelen ilk çocuk bu gökdelene merdivenle çıkan çocuktu. Gökdelene merdivenle çıkmak zordur dedim. İkinci çocuk bu gökdelene daha kolay çıkmanın yollarını ararken gökdelenin gizli bir yerinde asansör olduğunu keşfetmiş.Diğer çocukların merdivenle çıktığı gökdelene o asansörle çıkıyormuş. Gökdelene asansörle çıkmak zor mu, kolay mı? diye sorduğum da ”Hocam, tabii ki gökdelene asansörle çıkmak kolaydır.” diyor.Bu durumun aslını bilmediğin için kafan karıştı.Onun için sana da ”Sen de haklısın.” dedim.Üçüncü çocuk, hocam benimle dalga geçtiğini zannettiğim için kusura bakma .

Hocam bu durumda sen de haklıymışsın.Evladım ben de sana teşekkür ederim.Senin sayende bu fıkrada vermek istediğim mesajı açıklamama yardımcı oldun.Bu arada benim geriye dönüş zamanım yaklaşıyor.Gitmeden önce size benden sonra yaşamış olan Hindistan Devletinin kurucusu Mahatma Gandi’nin pozitif düşünce konusundaki şu sözünü bir levhaya büyük harflerle yazıp baş ucunuza asmanızı tavsiye ederim.Gandi şöyle diyor:

‘’Pozitif düşünün , çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.

Sözleriniz pozitif olsun, çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.

Davranışlarınız pozitif olsun, çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.

Alışkanlıklarınız pozitif olsun, çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz pozitif olsun, çünkü değerleriniz kaderiniz olur.’’

Benim vaktim doldu, haydi Allah’a ısmarladık çocuklar !Bizi çok aydınlattınız, güle güle Hocam!

Eh , İşte böyle dostlar ! Ne o, geç bunları bunlar hikaye. Sen bize bu konuda daha somut

bir delil gösterebilir misin? Derseniz. Ben ilk okul öğretmeni olduğum için orta okul veya lise matematiği için alanım olmadığı için bir şey diyemem.Ama ilk okuldan örnek vereyim.

İlk okullarda ”Çarpma Öğretimi” çocukların önünde ”Hoca’nın deyimiyle ” bir gökdelen gibi durur.Bu arada size bir sır vereyim ama sakın kimseye söylemeyin olur mu ? Ben, ”çarpma öğretimi ” gökdelenine çok kolay çıkaran bir asansör yaptım.İnsanların bir çoğu şov yaptığımı zannediyor.Hayır, vallahi de billahi de yaptım.Yaptığım asannsörün nasıl çalıştığını sizler de göstereyim dedim.Çok az kişi inandı ve inananlar kazandı.

Ama tüm matematik asansörlerini tek başıma ben yapamam ki…Zaten buna ne gücüm ne de ömrüm yeter.Siz de bir ucundan tutar da yardım ederseniz ”Biz bu işi kolaylıkla başarırız

Matematiği Sevdiren Adam / Necip GÜVEN

Merhaba Matematiği Sevdiren Adam Dostları !

Necip Güven’in MATEMATİKLE BARIŞIYORUM adlı kitabı Mayıs 2008  itibariyle 3. baskıyı yaptı. Fırından yeni çıkmış 3. baskıya ulaşmak isteyenler necipguven2003@mynet.com adresinden isteyebilir.

Kitapla ilgili bir ek not düşelim: Matematikle Barışıyorum bir matematik kitabı değildir.Matematik korkusunun nedenleri, çözümleri, matematikte başarılı olma teknikleri ve bu konularda ailelere ve gençlere tavsiyeler içeren bir kitaptır.Kitapta ”Çarpma Öğretimi ” yoktur.Fakat çarpma öğretiminde sorun yaşayanlara yazarımız ”Çarpma Öğretimi ” kitap çalışması bitiremediği halde

aileleri madur etmemek için çalışmalarının kopya yoluyla çalınmasını bile göze alarak ”Matematikle Barışıyorum ” kitabı alanlara bu ”Çarpma Öğretimi ” çalışmasını kitabın hediyesi olarak e-maille gönderiyor.Bunlara ilave olarak kendi hazırladığı ”Noter Tastikli Tekerlemeli Carpım Tablosu” ve ”Süper çocuklar adlı matematik şarkısını da hediye ediyor.

Yazı kategorisi: Matematik Eğitimi | Etiketler: | 3 Yorum »

Eğitim S.O.S Veriyor; Suçlu Kim ? ( * )

Yazan: matematiklebarisiyorum Nisan 29, 2008

ÇOK ACELE ARANIYOR!!! SUÇLU KİM? ( * )

Bir işi yapamayınca hemen suçu bir başkasının üstüne yıkarız, bir başkasının üzerine suç yıkmakta, üstümüze kimse yoktur.

Anne, baba çocuğunun eğitilmemesinin suçlusunu bulur, öğretmendir, okul idaresidir, devlettir suçlu.

Öğretmene göre ise suçlu; Ailedir, ana babaların ilgisizliğidir, istendik eğitim ortamı yaratmayan devlettir, kendisine yeterli rehberlik hizmeti vermeyen okul idaresi, ilköğretim müfettişleridir.

Okul idaresine göre; Devletin ilgisizliği, öğrenci velilerinin duyarsızlığıdır, ilköğretim müfettişlerinin rehberlik ve denetim hizmetlerini yeterince veremeyişleridir, üst yönetim birimlerinin antidemokratik adil olmayan davranışlarıdır, sorunları çözmede yetersiz kalışlarıdır, yetki göçerimi yapamayışları, kararlara katılımı sağlayamayışlarıdır.

İlköğretim müfettişlerine göre; Kendini yenilemeyen, mesleğine vermeyen, sorumluluklarını yerine getirmeyen öğretmendir, düzeltme ve geliştirme sürecinde tekliflerini yerine getirmeyen yöneticilerdir, suçlu.

Bir kısır döngüdür suçlama, ayni eksen etrafında döner durur. Varolan eğitim problemlerimizin çözümünde hiçbir yararı yoktur, bu kısır döngünün. Bilakis var olan problemleri derinleştirmekte, karıştırmakta, işin içinden çıkılmaz hale getirmektedir.

Suçu kimse kendi üstünde aramaz.Doğrularının yanlışlarının hesabını yapmaz, kolaydır suçu başkasına yüklemek. Zor olanı yapar, suçu kendisinde arar mı? Kendisine hesap verir mi?

Boşuna atalarımız “Suç samur kürk olsa, kimse üstüne almaz” dememişler.

Kara koyun kara bacağından, mor koyun mor bacağından asılır düşüncesi ile herkes kendini hesaba çekse, doğrularının yanlışlarının hesabını adalet terazisinde tartsa, bazı problemlerin kaynağının kendisinde olduğunu görse, problemlerin suçlusunu başka yerde aramadan, kendi gücünce problemlerin çözümünde çaba gösterse, başkalarının problemlerinin çözümünde yardımcı olsa, “Herkes evinin önünü temizlerse, şehir temiz olur” görüşünden hareket etse.

Bu kısır döngünün içine girilir miydi?

Öğretmen, çağın yeniliklerine ayak uydurarak kendini yenileyebilse, öğrenciye istendik davranışlar kazandırsa, eğitim ve öğretimin kalitelileştirilmesinde, verimlileştirilmesinde üstüne düşen görevi yapsa, öğrenci ve öğrenci ailesine yeterli rehberlik hizmeti sunsa, öğrenci aileleri ile olumlu iletişimlerin kurulmasında görev alsa, öğrenci ailelerinin potansiyel gücünden yararlanma ortamı yaratsa, eğitim ve öğretim programlarının uygulanmasında, geliştirilmesinde kendine düşeni yapsa, hayata dönük, uygulanabilir davranışların kazandırılmasında, bilimsel, çağdaş, akılcı, demokratik tutum ve davranışlara sahip nesillerin yetiştirilmesinde özverili, idealist olsa.

Okul idaresi, istenilir eğitim ve öğretim ortamı hazırlayarak, eğitim ve öğretimin daha kaliteli, verimli olmasında çaba gösterse, okulu ve hizmetlerini çevreye tanıtsa, eğitim ve öğretim imkanlarından okul çevresini de yararlandırsa, çevrenin potansiyel gücünden eğitim ve öğretim problemlerini çözmede yararlanma ortamı hazırlayabilse, çevreyle olumlu iletişimler kurarak eğitimi çevreye genelleyebilse, var olan kaynakları akılcı bir şekilde ihtiyaçların karşılanmasında kullansa, problemlerin çözümünde akılcı, gerçekçi öneriler getirse, demokratik ortam hazırlayarak, okulda var olan grupların dinamiğinden yararlansa, okulun amaçlarını gerçekleştirmede bir araya toplayabilse, yetkisinden ziyade etkisini kullanabilse, okulun amaçlarını gerçekleştirecek planlama, koordinasyon, değerlendirmeyi yapsa, değerlendirme sonucu düzeltme ve geliştirmeyi sağlasa, bilimsel, çağdaş, akılcı, gelişmeci, demokratik, insancıl yönetim anlayışı sergilese, kararların alımına, uygulanma, değerlendirme safhalarında katılımı sağlasa…

İlköğretim müfettişleri öğretmenlerin yetiştirilmesinde yeterli rehberlik hizmeti verse, sorunların tespitinde, sorunların düzeltilmesinde, geliştirilmesinde, değerlendirilmesinde kendine düşeni gereği gibi yapsa, sorunların çözümünde “Yetkiden ziyade etkiyi kullanarak” bilgi ve tecrübelerini özendirerek kullansa, motivasyonu sağlayarak öğretmenleri olumlu yönde güdüleyebilse, denetim sonucu, değerlendirmelerden elde edilen sonuçları, kurum amaçlarını gerçekleştirme ve geliştirilmesinde kullanabilse, eğitim ve öğretim programlarının uygulanmasında, geliştirilmesinde önderlik eyse, demokratik, çağdaş, akılcı, bilimsel roller üstlenip problemlerin tespitinde, çözümünde ve kurumun amaçlarının gerçekleştirilmesinde, akılcı gerçekçi, uygulanabilir önerileriyle önderlik etse, getirdiği önerilerinin uygulanabilirliğini takip etse…

Devlet, toplumun eğitim ve öğretim ihtiyacını doyursa, istendik eğitim ve öğretim ortamı hazırlasa, eğitim ve öğretim kalitesini ve verimliliğini arttıracak tedbirler alsa, eğitim ve öğretim hizmeti veren personelini iyi seçse, iyi yetiştirse, personelin maddi ve manevi problemlerini çözecek tedbirler alsa, eğitim yöneticilerini her türlü politik etkilerden uzak, eğitim yöneticisi yetiştiren yüksek okullar (akademi, Fakülte, enstitü) kurup, buradan seçse, işbaşına getirse, kısa vadede değişmeyen, bilimsel, çağdaş, akılcı, demokratik sistemler üretip, bunları uygulasa, diğer sistemlerle entegrasyonunu, uyumunu sağlasa…

Ailede kendine düşen görevi yerine getirecektir. Geleceğini emanet ettiği çocuğunun iyi bir eğitim ve öğretim görmesi için eğitim unsurları olan zincirin halkasından kopmayacaktır, zincirin bir halkası olan birleştirici görev üstlenecektir.

Nitekim, çağdaş, demokratik, ileri ülkelerde bunlar böyle olmuyor mu?

Yıllardır yaşadığımız bu kısır döngü, kaderimiz olmasın.

( * ) Kaynak:Çağdaş Eğitim Dergisi 226 Fatin Özdemir (İlköğretim Müfettişi)

Yazı kategorisi: Matematik Eğitimi | Etiketler: | 1 Yorum »

BANA ROL YAPMAYIN !!!

Yazan: matematiklebarisiyorum Nisan 29, 2008

 ÇOCUKLAR, NE OLUR BANA ROL YAPMAYIN !!!

Atatürk Anadolu Meslek ve Endüstri meslek lisesi Biyoloji öğretmeniyim.2003-2004 eğitim öğretim yılında sınıf öğretmenliği dersinde başarısızlığı fazla olan öğrencilerime yaptığım konuşmadır. Bu konuşmam sonunda öğrencilerim bana hak verdi ve bazılarında olumlu yönde değişmeler gözlemledim.
…………………………………………………………………………………………….
Derslerinizde çok başarısızsınız! Karnelerinizi alıp evlerinize gittiğinizde sizi azarlayacaklar ve hakaret edecekler. Hatta size aptal, geri zekâlı diyecekler. Okuldaki öğretmenleriniz size tembel, hiçbir işe yaramaz, bir şeyi anlayamayan öğrenciler gözü ile bakacaklar. Ama siz ne aptal, ne geri zekalı, ne anlayışsız kişilersiniz. Bunu bana yutturamazsınız. Siz etrafınıza böyle görünmek için bilerek rol yapıyorsunuz.
Bir insan aptal veya geri zekâlı ise şunları yapamaz!
1.Evinden okula gelip tekrar evine gidemez. Siz gidiyorsunuz!
2.Cep telefonlarının bütün özelliklerini öğrenip kullanamaz. Siz maşallah!
3.Internet salonlarında bilgisayar kullanamaz. Siz onda da bizi yaya bırakıyorsunuz!
4.Alışveriş yaparken para verip üstünü alamaz. Siz alasını yapıyorsunuz!
O zaman sadece çevrenizdekilerin sizi böyle görmesi için rol yapıyorsunuz. Çünkü bu sayede pek çok sorumluluğu ve yapmanız gereken işleri yapma zahmetinden kurtuluyorsunuz. Ama beni kandıramazsınız. Zaten rolünüzü de hiç iyi oynayamıyorsunuz. İstediğiniz zaman çok zor olan şeyleri bile başarabileceğinizi biliyorum.Hadi rol yapmayı bırakın ve kendiniz olun !!!…

Kubilay İPEK

KUBİLAY İPEK KİMDİR ?

24 Kasım 1969′da Kütahya”nın Tavşanlı ilçesinde dünyaya geldim. Annem ve babam devlet memuru olduğu için 1974 yılında Eskişehir’e geldik. İlk ve orta öğretimimi Eskişehir de tamamladım. Edebiyat bölümü okumama rağmen 1985 yılında Samsun 19 Mayıs Üniversitesi Biyoloji Öğretmenliğini kazandım. 1990 yılı Temmuz ayında mezun oldum ve yeterlilik sınavını kazanarak 1991 yılı Şubat ayında Aksaray İli Ağaçören İlçesinde öğretmen olarak göreve başladım.1994 yılında Yozgat İli Yerköy İlçesi ve 1998 yılında Eskişehir Mahmudiye İlçesine tayinim çıktı.2000 yılından itibaren de halen çalışmakta olduğum Eskişehir Atatürk Anadolu Meslek ve Endüstri Meslek Lisesi”nde görev yapmaktayım. Evli ve bir çocuk babasıyım.

 

Yazı kategorisi: Matematik Eğitimi | Etiketler: | » yorum bırak;

Bu Çocuk Okursa Kulaklarımı Keserim !Bir Anı(*)

Yazan: matematiklebarisiyorum Nisan 28, 2008

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde develer tellal iken, pireler berber iken. Ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken. Keloğlan gibi tembel mi tembel bir çocuk varmış. Annesi de bu oğlanın okuması için didinir dururmuş. Onu kahveden alır “Gel oğlum sana sütlü çay yapacağım evde dersini çalış” dermiş.

Akrabaları bile tembel çocuktan ümidi kesmişler. Hatta akrabalarından birisi “Bu çocuk okursa kulaklarımı keserim” demiş. Gel zaman git zaman bu tembel çocuk feleğin çemberinden geçmiş. Zar zor liseyi bitirmiş. Okul hayatı zor gelen bu çocuğa hayat okulu da zor gelmeye başlamış. Bir gün “Artık yüksek tahsil yapmak istiyorum” demiş. Hedefini de belirlemiş ya avukatlık ya da öğretmenlik. Bir parkta ders çalışmaya başlamış. Ve üniversite sınavına girmiş.

Üniversite sınav sonuç belgesinde “Kütahya Eğitim Enstitüsü’nü kazandınız” yazıyormuş. İki yıl zar zor okuyup mezun olmuş. Öğretmenlik hayatında gelişmek için çalışmalar yapan kahramanımız için 7 mayıs 1999 yılı bir dönüm noktası olmuş. Sanki kaybettiği yıllardan intikam almak istercesine hummalı bir çalışma içine girmiş.

2002 yılının kahramanımız için ayrı bir önemi varmış. Kahramanımız kitap yazmaya soyunmuş. Herhalde kulak hikayesinin sonucunu merak ediyorsunuz. Sakın telaşlanmayın kahramanımızın akrabasının kulakları hala sapa sağlam yerinde duruyormuş. Bu hikayede adı geçen çocuğu çok iyi tanıyorum. Çünkü o çocuk bendim.

( * ) Necip GÜVEN

(NOT:’’Matematikle Barışıyorum’’ kitabından alınmıştır. )

Merhaba Matematiği Sevdiren Adam Dostları !

Necip Güven’in MATEMATİKLE BARIŞIYORUM adlı kitabı Mayıs 2008  itibariyle 3. baskıyı yaptı. Fırından yeni çıkmış 3. baskıya ulaşmak isteyenler necipguven2003@mynet.com adresinden isteyebilir.

Kitapla ilgili bir ek not düşelim: Matematikle Barışıyorum bir matematik kitabı değildir.Matematik korkusunun nedenleri, çözümleri, matematikte başarılı olma teknikleri ve bu konularda ailelere ve gençlere tavsiyeler içeren bir kitaptır.Kitapta ”Çarpma Öğretimi ” yoktur.Fakat çarpma öğretiminde sorun yaşayanlara yazarımız ”Çarpma Öğretimi ” kitap çalışması bitiremediği halde

aileleri madur etmemek için çalışmalarının kopya yoluyla çalınmasını bile göze alarak ”Matematikle Barışıyorum ” kitabı alanlara bu ”Çarpma Öğretimi ” çalışmasını kitabın hediyesi olarak e-maille gönderiyor.Bunlara ilave olarak kendi hazırladığı ”Noter Tastikli Tekerlemeli Carpım Tablosu” ve ”Süper çocuklar adlı matematik şarkısını da hediye ediyor.

Yazı kategorisi: Matematik Eğitimi | Etiketler: | » yorum bırak;

Matematik İsyanı !!! ( 7 )

Yazan: matematiklebarisiyorum Nisan 28, 2008

Matematik ve Korku !!!

Korku denli insanı yönlendiren, zamanına göre güç veren, zamanına göre zayıflatan bir duygu yoktur sanıyorum. Korkudan nefret, saygı, alay, cesaret , hatta tüm bu duyguların bir alaşımı da doğabilir.

Matematikten ve genel olarak bilimden sokaktaki insan korkar. Bilinmeyenin yarattığı bir korkudur bu, karanlıktan duyulan korkuya benzer. Bu duygu salt sokaktaki insana özgü değildir. Bir matematikçi de aynı duyguya kapılabilir. Ama matematikçi o duyguyu yenmesini bilir. Önünde yıllarca çözülememiş bir problem ve bir tutam beyaz kâğıt vardır. Edilgen kalmaz matematikçi. Sorunun bir kıyısından dalar, olmadı bir başka kıyısından… Kolay kolay pes etmez, yıllarını, hatta yaşamını adar soruna. Matematikçi yenilirse korkudan değil, mertçe bir savaştan sonra yenilmiştir. Ve kimbilir, belki de sorunun ilerde çözülmesine bir katkısı olmuştur. Bir gerçeğe bir yaşam adanmış, çok mu?
Korku nasıl alaya dönüşür?
– Matematiğim o kadar kötüydü ki, lisedeyken, hocamız, bir defasında şey sormuştu, hani ne derler, hah işte ondan. Ben de şey demiştim! Ha ha ha! Anla işte benim matematiğim o kadar kötüdür. Ha ha ha!
Kişi önce kendisiyle alay eder. Ama asıl amacı matematikle alay etmektir. Nitekim sözlerini aşağı yukarı şöyle sürdürür:
– Yahu o kargacık burgacık yazıları nasıl anlıyorsun? Aşkolsun!
Bu sözlerin sahibi her ne denli matematikçiye hayranlığını dile getiriyor gibi görünüyorsa da, aslında matematikçiyi başka bir dünyanın insanı olarak göstererek eksikliğin kendinde olmadığını kanıtlamaya çalışıyordur. Tuhaf olanın kendisinin değil, kargacık burgacık yazıları anlayanın olduğunu söylemek ister. Ona göre matematiği anlamamaktır doğal olan, anlamak değil. Savunmadadır. İçindeki ezikliği gidermek istemektedir.

Matematikçi bir kadın arkadaşım anlattı. Bir gece bir bara gider. Çok iyi bir matematikçi olduğu kerte de alımlı, zarif bir kadındır. Yanına bir adam sokulur. Adamın amacı belli. Eh, belki arkadaşımın amacı da pek başka değildi. Başlangıç zor olur ama başarırlar. Tanışma aşamasından sonra, adam kadına ne iş yaptığını sorar. Matematikçiyim yanıtını alınca adam önce bocalar, sonra gem vurdurmadan,
– Yemek yapmasını da biliyor musunuz? diye sorar.
Bu soru üzerine matematikçi arkadaşım adamı başından savar.
Kadın–erkek ilişkisinde geleneksel erkek daha güçlü, daha akıllı, daha becerikli, her bakımdan daha üstün olmak ister. Yukardaki çapkın da bu erkeklerden biridir. Matematikçi bir kadınla ne yapacağını bilmez. Alışık olduğu ilişkiyi kuramaz. Şaşırmıştır, ezilmiştir. Tek çıkış yolu işi alaya vurmaktır. Tuhaflığın kendisinde değil kadında olduğunu belirtir. “Sen kadın değilsin (çünkü senden üstün değilim)” demeye getirir.

İsviçre’de bir arkadaşım bir haftalık tatilde evine davet etmişti. Lisedeydim o zamanlar. Çağrıyı kabul edip evlerine gittim. Arkadaşımın babası köylüydü. İlkokuldan sonra okula gitmemişti. Patates ve havuç tarlaları vardı. İsviçre’nin fakirlerindendiler. Üstelik, İsviçre’nin en geri kalmış kantonunda oturuyorlardı. Liseden sonra ne okuyacağımı sordu. Matematik deyince çok sevindi adamcağız. Hemen içkileri çıkardı. Matematiğin şerefine kaç kadeh kaldırdığımızı anımsamıyorum şimdi. Biraz sonra önüme bir dosya koydu. İçinde çözdüğü matematik problemleri varmış. Ve bu problemleri başka yerden almamış, kendi uydurmuş. Problemlerinden birini unutamıyorum: Saatin üç iğnesi, yani akrep, yelkovan ve saniye iğnesi, saat kaçta üstüste gelir? Elbet saat 12’de ve 24’te üstüste gelirler, ama bunların dışında… O kadar kolay bir problem değil, hele bir ilkokul mezunu için… Bu problemle aylarca uğraşmış. Bulmuş yanıtı en sonunda. Yıllardır yetiştirdiği patateslere ve havuçlara benzeyen kocaman nasırlı parmaklarıyla yazdığı inci gibi bir yazıyla çözümü kâğıda geçirip dosyasına koymuş.

Kahvelerde pinekleyenler aklıma geliyor da…
İşte bu kişi bilime ve matematiğe gerçek anlamda saygı duyar. Çünkü bilim için harcanan emeğin değerini bilir. Matematikten korkmaz, tam tersine matematiğe sahip çıkar. Matematikçi ya da bilimci olmak isteyen kızına “önce yemek yapmasını öğren”demez.

Araştırmanın yaşı yoktur. 15 yaşında yaptığım sözümona araştırmalardan aldığım zevk, bugün profesyonel bir matematikçi olarak yaptığım araştırmalardan aldığım zevkten bir dirhem daha az değildi. Yukarda anlattığım ilkokul mezunu köylünün araştırmasını ancak yaşamında hiç araştırma yapmamış kişi küçümseyebilir. Aynen, “çocuklar aşktan anlamaz” diyen aşktan nasibini almamış büyüklerin yaptığı gibi…

Çocuklarımızın matematikten, araştırmadan, soru sormaktan, bilmediklerinden korkmamaları, korkularını yenebilmeleri için ne yapabiliriz? Çeşitli yollar, yöntemler önerilebilir. Matematikçilerin büyük çoğunluğu oyun sever, çünkü oyun oynayarak matematikçi olmuşlardır ve matematik de bir tür oyundur. Matematik, felsefe gibi, sanat gibi, her şeyden önce dalga geçmektir. Çalışan matematikçinin dürtüsü topluma yararlı olmak gibi soylu düşünceler değildir. Her insan gibi topluma, insanlara yararlı olmak ister matematikçi. Ama ilk amacı bu değildir. “Aaa ne güzel problem” der matematikçi. “Bunu çözerken amma da dalga geçeceğim’ der. Ve çocuksu bir coşkuyla işe koyulur.

Çocuğun matematikten korkmamasını sağlayacak, çocuğa matematiği sevdirecek çeşitli oyunlar vardır: satranç, dama, go, domino, aznif… İskambil oyunları kötü alışkanlık yapar diye çocuklara yasaklanmıştır ülkemizde. Anababalar belki de pek haksız sayılmazlar bu konuda. Öte yandan sağlam aile ortamında ve sağlıklı bir toplumda kâğıt oyunları zarar vermez. Pokerden 21’e, kaptıkaçtıdan 66’ya, piştiden briçe, bezikten bluma dek her türlü oyun öğreticidir. Bu konuda ilginç bir anım var. Bir matematikçi ailesi tanıyorum. Hem ana, hem baba matematikçi. Anne altı yaşına yeni girmiş kızına çarpmayı anlatmaktadır. Önce 2  3 = 6 örneğini verir. Küçük kız hemen atılır:
– Hani, on üç kere dört elli iki eder, onun gibi mi? diye sorar.
Küçük kız kendini bildi bileli kâğıt oyunları oynamaktadır. İskambil kâğıtlarında 4 renk olduğunu, her renkten 13 kâğıt olduğunu ve toplam 52 kâğıt olduğunu bilir. 13  4 = 52 eşitliğini kendi kendine bulmuştur. Çarpmayı bir kez daha keşfetmiştir. Nasıl her matematikçi kendinden önce bilinen matematiği bir kez de kendisi bulursa, bu 6 yaşındaki kız da çarpmayı yeniden bulmuştur. Çarpma artık onun malıdır. Daha o yaştan matematikçidir. Şimdi o kız büyüdü ve ABD’nin en iyi üniversitelerinden birinde okuyor.
Matematikçilerin büyüdüklerinde oynadıkları oyunlar bildiğimiz oyunlardan değişiktir. Onlar artık kazanmak için değil, kimin kazanacağını bulmak için oynarlar.
http://www.alinesin.org/popular_math…k_ve_korku.doc

Yazı kategorisi: Matematik Eğitimi | Etiketler: | » yorum bırak;