MATEMATİK SANATI ( * )
Baharın gelmesiyle öğrencilerde değişik duygular yoğunlaşmaya başlar. Kimi ÖSS derdinde, kimi birinci yarıyıldaki zayıfların ikinci dönem sonunda ne olacağının… Bir de yeni aşklar, taze sevdalar var hesapta. Hem derslere çalışacak, iyi notlar alacaksın; hem de gencecik yüreğini zincire vurup sabredeceksin. Doğrusu, genç olmak zor bu devirde. Üstüne velileri eklemeye bilmem gerek var mı? Mübarekler sanki analarından doğarken her biri böyle ‘dört başı mamur’ anne veya baba olarak doğmuş! Sahi onların, “Bizim zamanımızda” diye bahsettikleri devirler niye onların gençlik ve çocukluk yıllarını kapsamıyor?
Yazının başlığına bakıp da bu konunun matematikle ve de matematiğin sanatla ne ilgisi var diye merak edebilirsiniz. Hatta, anlattıklarımın ‘bahar yelleriyle’ daha fazla ilgisi varmış gibi bile gelebilir. İsterseniz öyle deyin ama… aslolan sanat aşkı, aşkı…
Herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir konu var ki, matematik zor bir ders. Hatta en zor ders diyenler epey çoğunlukta. Gerçekten matematik zordur. Çünkü matematik güzeldir. Matematik çekicidir. Siz güzel ve çekici olup da kolay olan bir şey gördünüz mü? Matematik bir sanattır. Belki abartı gibi gelebilir ama matematik sanatların en temelidir. Bu sözler, yani matematiğin sanat olması konusu pek duyulmuş sözler değil. Bu nedenle bunları benim uydurduğumu düşünebilirsiniz. Ama bu tür düşünceler özellikle 16.yüzyıl ile 19. yüzyıl arasında epey tartışılmış. Dünyanın değişik yerlerinde matematiğin bir buluş mu yoksa bir keşif mi olduğu konusunda çok derin tartışmalar yaşanırken aynı zamanda bir sanat olduğu sonucuna da varmışlar. Artık ileri matematikle uğraşanlar arasında matematiğin bir sanat olduğu konusunda herhangi bir kuşku kalmamış durumda.
Gerçekten, matematiği zor yapan etken onun sanat olması değil mi? Şimdi diyeceksiniz ki; sanat dalları matematik kadar zor değil. O halde matematiğin sanat olması onu niye bu kadar zorlaştırsın? Evet, sevgili dostlar; işte burada bizim çelişkilerimiz devreye giriyor. Çünkü bizim yaşamımızda matematik kadar mahkum olduğumuz bir sanat dalı yok. Düşünsenize, sürücü belgesi alabilmek için kaval çalmanın zorunlu olduğunu, ya da bankadan kredi çekebilmek için orada bir şarkı söylemenin gerektiğini veya evlenebilmek için bale öğrenmenin zorunlu olduğunu… Sanırım söylemek istediğimi anladınız. Bütün bu saydıklarımda sonuç alıcı hamleler yapabilmek için, bildiğimiz anlamda sanat dallarından herhangi birinde yeterlilik göstermeniz gerekmiyor. Buna karşın hepsi için de “hesap kitap” sanatının inceliklerine (az ya da çok) hakim olmanız lazım.
Biz bütün bireylerimizi bir sanat dalında yetiştirmek istiyoruz. Gerçi bu konuda gerekenleri yapıp yapmadığımız ortada ama durum bu. Aslında biz derken sadece ülkemizi kastetmiyorum, bütün dünyada böyle. Bir sanat olarak matematik de aynı şekilde, tüm dünya genelinde her alanda ilk başvuru kaynağı haline gelmiş en temel ölçüm aracı. Sanayileşmiş ülkelerde fabrikaya alınacak gece bekçilerine sorulan soruların en başında matematik sorularının olması bir rastlantı değil.
Matematik öyle bir ölçme aracı ki en son teknoloji ile üretilen yalan makinelerinden daha hassas. Hiç kimse matematik önünde yalan söyleyemez. Bu kadar iddialı bir sözü söyleyebildiğimiz için şanslı sayılırız. Çünkü tarihte matematik adına da türlü cambazlıklar yapan şarlatanlar çıkmış. Ama artık günümüzde simyacılığın yok olması gibi matematik şaklabanları da kimse tarafından ciddiye alınmıyor.
Biz konuyu bu kadar derinlere taşısak da yarın yeni bir gün başlayacak ve milyonlarca öğrencinin ilk dersleri de matematik olacak. Matematiği başaramayanlar yine kahrolacak; kimi karın bölgesinde bir ağrı hissederken kimi baş ağrısından kıvranacak. Bazıları da var ki matematikten sıfır aldıkça daha çok sırıtıp sahte karne yazdırdığı arzuhalciye göbekten bağlanacak. Bu konularda söylenecek çok söz var. Fakat çoğu bizi aşıyor. Gazetelerin pembeli-beyazlı ekonomi yorumlarına, televizyonda iktisad-i muhabbet programlarına bakıp bakıp gülmekle yetiniyoruz.
Neyse… Ben yarın ilk dersime girerken yine matematik sanatına uygun davranmaya çalışacağım. Ve öğrencilerime birer konservatuar öğrencisi gözüyle bakacağım.
Yeni bir güne matematik sevgisi ve tutkusu ile başlama dileğiyle…
( * ) Selahattin Akgül/Matematik Öğretmeni / 02.03.2004, Gazipaşa
*************************************
Matematiği Sevdiren Adam ( Necip GÜVEN ) olarak Selahattin Akgül Hocamı bu çok güzel yazısından kutladıktan sonra ben de bir kaç kelam etmek istiyorum. Yani, yıllardır toplumumuzun üstüne genç beyinleri kitleyen bir virüs haline gelen ”matematik zordur” düşüncesini sorgulamak istiyorum.
Anlayacağınız biraz da toplumumuzda iyice kökleşmiş olan ”matematik önyargısını” çatırdatıp kökünden yıkmak, ezberleri bozmak, gelecek (bizden geçti ama ) nesillere olumsuz miras olarak bırakılmasına engel olmak istiyorum.”Bu o kadar kolay mı Hocam?” diyebilirsiniz.Ben de, evet o kadar kolay değil ama imkansız da değil derim.Zaten ”Matematikle Barışıyorum” kitabımın önsözünde de ”(Olumsuz) Ön yargılar meşe ağaçlarına benzer; eğer dallarını budarsanız daha da gür çıkarlar.Onlardan kurtulmak için kökleriyle birlikte söküp atmalıyız.” diye yazmıştım.Bu sitenin de asıl amacı zaten ”Matematik Korkusunun” dallarını budamak değil köküyle birlikte söküp tarih çöplüğüne atmaktır.Bu konuda çok kararlı ve inançlıyım.Eğer şüphesi olan varsa onunla her konuda iddiaya girebilirim.Çünkü bu konuda elimde çok güçlü deliller ve bilgiler var.Eğer çalışmalarımı bitirmeden ölürsem ( Hiç birimizin yarına sağ çıkacağımızın garantisi yok.Allaha duam o güzel günleri görecek kadar ömür vermesini diliyorum.Amin) belki o zaman iddiayı kaybedebilirim.İlk planda söylediklerim size çok saçma, desteksiz atma , patavatsızlık hatta şarlatanlık gibi gelebilir.Hatta bu çalışmalara Eskişehir’de ilk başladığımda da buna benzer tepkiler almıştım.Ama Allah’a şükür bu zorlukları aştık.Tarihte her yenilik ilk başlarda şüpheyle karşılanmıştır.Zaten bu yola ilk çıkarken bunları da göze almıştım.Kitabımı ”Eğitimci-Yazar ve çok değerli Matematik Öğretmeni Müyesser SAKA Hanımefendiye okuyup değerlendirmesi için gönderdiğimde şöyle değerlendirme yazısı göndermişti.
”KOLAY GELSİN !!!
Bir gün ileti kutumda bir ileti gördüm.İleti Necip Güven öğretmenimden geliyordu. Bana “MATEMATİKLE BARIŞIYORUM” diyordu. Matematiğe gönül veren her insan beni çok heyecanlandırır. Hemen yanıt verdim. İki gün sonra “Matematikle Barışıyorum” adlı kitabı elimdeydi.
Ben Necip Güven öğretmenime artık matematiğin Donkişot’u diyorum. Bir şeylerin değişmesi için araştırıyor, soruyor, koyduğu hedeflere ulaşmaya çalışıyor.“Matematik korkusunu ortadan kaldıracağım. Herkesin Matematiği severek öğrenmesi içindir, uğraşım.Bunun için farklı yöntemler geliştireceğim, ” diyor.![]()
Emerson “Binlerce kilometrelik yol bir tek adımla başlar” demiş. Necip Güven de bu adımı attığını heyecanla anlatıyor. Doğayı gözlüyor, insanları izliyor. Matematiği seviyor, insanların matematikle yaşadığını fark etmesini istiyor.
‘‘MATEMATİKLE BARIŞIYORUM” kitabında Necip GÜVEN herkesin matematikle barışmasını istiyor.Eser, uzun bir araştırmanın ürünü. Kendi gözlemlerinin dışında bir çok araştırmacının makalelerini, yazılarını ve ip uçlarını içinde saklıyor.
Necip Güven kendi kafasındaki sorulara cevap bulduğu matematikle ilgili kitapların da bir yazın eseri gibi okunması için çalışmış. İçindeki heyecanı kitabına da yansıtmış. Bu eserle ilk adımı atmış, şimdi sırada diğer adımlar var…
Yolun uzun, kolay gelsin sevgili Necip Güven….
Müyesser SAKA / ARAŞTIRMACI-YAZAR/EMEKLİ MATEMATİK ÖĞRETMENİ ”
Müyesser Hanım’ın değerlendirme yazında en çok ” Ben Necip Güven öğretmenime artık matematiğin Donkişot’u diyorum.” bölümü çok hoşuma gitmişti.Evet ben bir ”Don Kişot”um ama biraz farklı ”Don Kişot”um.Neden? Çünkü gerçek Don Kişot’un en büyük hatası ”Yel Değirmenleri”ne çok yaklaşmasıydı. Eğer yel değirmenlerine biraz mesafeli durup onların altlarını oysaydı; o yel değirmenleri kendiliklerinden yıkılıp gideceklerdi.Ben, gerçek Don Kişot’tan aldığım derslerle onlara yakamı kaptırmayacak mesafede durmaya karar verdim. İnşaallah yel değirmenleriyle yaptığımız bu onurlu savaşı kazanacağız.
Belki bu yazıyı okuyanlardan bazıları kafayı sıyırmış veya ”İnanmayın buna, bu bir şarlatandır.” diyecektir. Zaten Eskişehir’de 7 Mayıs 1999 yılında yaptığımız ”Değişim Rüzgarları” semineri ile değişimime ön ayak olan ”Oğuz SAYGIN” Hocam’a Eskişehir’de baştan ”Bu bir şarlatandır.” demişlerdi. Bilin bakalım sonra ne oldu ?Ne olacak , 4—5 yıl sonra Eskişehir’e ”Oğuz SAYGIN” hocam seminer için tekrar geldi. Seminer davetiyelerine baktığımda hayretten dilimi yutacaktım.Bu sefer ”Oğuz” Hocam’ı Eskişehir’e getirenler 4–5 yıl önce biz getirdiğimizde onun için şarlatan diyenlerdi.Kendi kendime ”Günaydın beyler!Atı alan Üsküdar’ı geçti. Ben, Oğuz ” hocamdan alacağımı 5 yıl önce aldım.” dedim.
Oğuz Hocam’ı Eskişehir’e ilk getirdiğimizde ona ”şarlatan” diyenlere ”Evet, Oğuz Hocam bir şarlatan ve ben de bunu bile bile Eskişehir’e getirdik. Yıllarca sizin ”Bu iş zor, aman o işi sen yapamazsın, geri zekalı, aptal, salak ” diyen şarlatanlarınızın arkasından gittikte ne oldu? Bundan sonra sizin şarlatanlarınızı terk ediyorum. Bana ”İnanırsan yapabilirsin. Eğer daha çok inanırsan, inanılmaz işler yapabilirsin.” diyen yeni şarlatanı dinleyeceğim.” dedim. Eğer hala o eski şarlatanları dinliyor olsaydım ”Matematikle Barışıyorum ” kitabı, ”matematigisevdirenadam.com” adlı web sitesi diye bir şey asla olmayacaktı.Yani çevresinden başka kimse”Necip GÜVEN’ diye birini tanımayacaktı.
Lafı biraz uzattım ama kusura bakmayın ,laf lafı açtı. İşi de tadında bırakalım. Çünkü benim kendi deyimimle ”İkinci doğum günüm olan (Birinci doğum günümü anneme senelerce sormama rağmen, değil günü ayını bile bilmiyor.Oğlum, eskiden köylerde takvim mi vardı.İnek, koyun, tarla ve bol bol iş vardı diyor. ) 7 Mayıs 1999 yılından bu yana düşe kalka ilerlediğim bu yolda çektiğim sıkıntıları yazsam zaten o tek başına bir kitap olur.
”Pişman mısın?” diyecek olursanız. Hayır, (1999′da yaş 44 idi) keşke kendimi daha önce keşfetseydim. Belki de böylesi daha hayırlıydı.(Orasını da en iyi Allah bilir.)
Gelelim şimdi matematiğe o meşhur soruyu tekrar soralım.”Matematik zor mu, yoksa kolay bir ders midir.”Bu soruyu Eskişehir’de ve Sivas’ta yaptığım seminerlerde programın
açılış sorusu olarak soruyordum. Sonra da o meşhur ”Nasrettin Hocamız olsaydı nasıl cevaplandırırdı? ” diye sordum.Bu arada şunu ifade edeyim.Nasrettin hocayı ben en iyi şekilde anlamaya ”Matematik” çalışmalarıyla başladığımı itiraf edeyim.Aslında Hoca bizi güldürürken düşündürmeyi amaçlamış ama biz Hoca’nın fıkralarına gülüyoruz fakat vermek istediği mesajların bir çoğunu kaçırıyoruz.Evet, kaldığımız yerden devam edelim.”Bu gün ”Nasrettin Hoca ” hayatta olsa bu soruya nasıl cevap verirdi.” sorusuna farklı tepkiler geldi. Ben de ”Kısa bir süreliğine Nasrettin Hoca’yı zaman tünelinden çağıralım mı?” dediğimde genellikle çocuklar ”Bu adam bizimle dalga mı geçiyor?” der gibi yüzüme baktıklarında ben de ”Evinizdeki televizyonlarda BATMAN, SÜPERMEN, ÖRÜMCEK ADAM filmlerinin gerçek olmadığını bildiğiniz halde gerçekmiş gibi seyretmiyor musunuz?” dediğimde ”Haklısın Hocam” diyorlar. Hemen seyirciler arasından üç çocuk çağırıp ”Nasrettin Hoca”nın fıkrasını canlandırıyoruz.Birinci çocuk bana ”Hocam , matematik çok zor bir derstir değil mi?” dediğinde ”Haklısın evladım.” diyorum. Diğer çocuk ta ”Hocam, matematik çok zevkli bir derstir değil mi?” dediğinde ona da ”Haklısın evladım.” diyorum.Üçüncü çocuk ta ” Hocam, bu nasıl iş ikisine de haklısın dedin.” diyor. Ona da ”Sen de haklısın evladım.” diyorum. Üçüncü çocuk bu defa ”Hocam, bu nasıl iş, kafam şimdi daha da karıştı , bu işin aslını bana açıklar mısın?” diyor. Ben de ”Aferin evladım, bu soruyu sorman çok iyi oldu. Yıllardır benim fıkralarımı okuyup güldünüz ama bir çoğunuz bu fıkralarda hocamız bize ne ders vermek istiyor diye düşünmediniz. İlk defa sen işin aslını öğrenmek için çok güzel bir soru sordun.
Şimdi bu konuyu daha iyi anlamanız için örneği günümüzden vereceğim. Diyelim ki matematik 100 katlı bir gökdelen ilk çocuk bu gökdelene merdivenle çıkan çocuktu. Gökdelene merdivenle çıkmak zordur dedim. İkinci çocuk bu gökdelene daha kolay çıkmanın yollarını ararken gökdelenin gizli bir yerinde asansör olduğunu keşfetmiş.Diğer çocukların merdivenle çıktığı gökdelene o asansörle çıkıyormuş. Gökdelene asansörle çıkmak zor mu, kolay mı? diye sorduğum da ”Hocam, tabii ki gökdelene asansörle çıkmak kolaydır.” diyor.Bu durumun aslını bilmediğin için kafan karıştı.Onun için sana da ”Sen de haklısın.” dedim.Üçüncü çocuk, hocam benimle dalga geçtiğini zannettiğim için kusura bakma .
Hocam bu durumda sen de haklıymışsın.Evladım ben de sana teşekkür ederim.Senin sayende bu fıkrada vermek istediğim mesajı açıklamama yardımcı oldun.Bu arada benim geriye dönüş zamanım yaklaşıyor.Gitmeden önce size benden sonra yaşamış olan Hindistan Devletinin kurucusu Mahatma Gandi’nin pozitif düşünce konusundaki şu sözünü bir levhaya büyük harflerle yazıp baş ucunuza asmanızı tavsiye ederim.Gandi şöyle diyor:
‘’Pozitif düşünün , çünkü düşünceleriniz sözleriniz olur.
Sözleriniz pozitif olsun, çünkü sözleriniz davranışlarınız olur.
Davranışlarınız pozitif olsun, çünkü davranışlarınız alışkanlıklarınız olur.
Alışkanlıklarınız pozitif olsun, çünkü alışkanlıklarınız değerleriniz olur.
Değerleriniz pozitif olsun, çünkü değerleriniz kaderiniz olur.’’
Benim vaktim doldu, haydi Allah’a ısmarladık çocuklar !Bizi çok aydınlattınız, güle güle Hocam!
Eh , İşte böyle dostlar ! Ne o, geç bunları bunlar hikaye. Sen bize bu konuda daha somut
bir delil gösterebilir misin? Derseniz. Ben ilk okul öğretmeni olduğum için orta okul veya lise matematiği için alanım olmadığı için bir şey diyemem.Ama ilk okuldan örnek vereyim.
İlk okullarda ”Çarpma Öğretimi” çocukların önünde ”Hoca’nın deyimiyle ” bir gökdelen gibi durur.Bu arada size bir sır vereyim ama sakın kimseye söylemeyin olur mu ? Ben, ”çarpma öğretimi ” gökdelenine çok kolay çıkaran bir asansör yaptım.İnsanların bir çoğu şov yaptığımı zannediyor.Hayır, vallahi de billahi de yaptım.Yaptığım asannsörün nasıl çalıştığını sizler de göstereyim dedim.Çok az kişi inandı ve inananlar kazandı.
Ama tüm matematik asansörlerini tek başıma ben yapamam ki…Zaten buna ne gücüm ne de ömrüm yeter.Siz de bir ucundan tutar da yardım ederseniz ”Biz bu işi kolaylıkla başarırız
Matematiği Sevdiren Adam / Necip GÜVEN
Merhaba Matematiği Sevdiren Adam Dostları !
Necip Güven’in MATEMATİKLE BARIŞIYORUM adlı kitabı Mayıs 2008 itibariyle 3. baskıyı yaptı. Fırından yeni çıkmış 3. baskıya ulaşmak isteyenler necipguven2003@mynet.com adresinden isteyebilir.
Kitapla ilgili bir ek not düşelim: Matematikle Barışıyorum bir matematik kitabı değildir.Matematik korkusunun nedenleri, çözümleri, matematikte başarılı olma teknikleri ve bu konularda ailelere ve gençlere tavsiyeler içeren bir kitaptır.Kitapta ”Çarpma Öğretimi ” yoktur.Fakat çarpma öğretiminde sorun yaşayanlara yazarımız ”Çarpma Öğretimi ” kitap çalışması bitiremediği halde
aileleri madur etmemek için çalışmalarının kopya yoluyla çalınmasını bile göze alarak ”Matematikle Barışıyorum ” kitabı alanlara bu ”Çarpma Öğretimi ” çalışmasını kitabın hediyesi olarak e-maille gönderiyor.Bunlara ilave olarak kendi hazırladığı ”Noter Tastikli Tekerlemeli Carpım Tablosu” ve ”Süper çocuklar adlı matematik şarkısını da hediye ediyor.